Hakkımızda Okulumuzu Gezelim Yemek Menüsü Bizi Özel yapanlarBizden Haberler
Nasıl Bir Eğitim Nasıl Bir Öğrenme Branşlarımız Projelerimiz Ders Programı
Bir Gün Nasıl Geçiyor


 

 

 

 

>> Bilişsel Gelişim ve Çoklu Zeka (Eklenme Tarihi: 03 Mayıs 2010)

Biz yetişkinler dünyadaki bir çok şeyi yadırgamayız. Fakat; biz yetişkinlerin yadırgamadığı olaylar çocuklar için öğrenilmesi gereken şeylerdir. Çocuklar, insanlarla ve nesnelerle karşılaşmaları aracılığıyla dünyayı anlamlandırırlar.

Bilişsel gelişim, bebeklikten ergenliğe kadar dört farklı evreden geçer. Bilişsel gelişimin ilk evresi hayatın ilk iki yılını kapsar ve duyusal motor evre olarak adlandırılır. Bu dönemde çocuk, hareketleri ile hareketlerinin sonucu arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışır. Oyuncağı almak için ne kadar uzanması gerektiğini ya da masada duran bardağı yere attığında neler olduğunu öğrenir. Kendini diğer nesnelerden ayırt eder ve nesne sürekliliği kavramını kazanır (oyuncağı saklandığında onu aramaya başlar). İşlem öncesi evre olarak adlandırılan ikinci evre ise iki ile yedi yaş arasındadır. Çocuk bu dönemde dili ve bazı simgeleri kullanır ama, hala bazı işlemleri anlamakta güçlük çeker. Düşünce benmerkezcidir ve görsel izlenimlerin etkisi altındadır. Düşseldir. Özellikle dört yaş civarında çocuklar hayali arkadaşlarıyla oyun oynamaktan çok hoşlanırlar ve cansız nesnelere canlılara özgü nitelikler yüklerler. Yedi ile on iki yaş arasını kapsayan üçüncü evrede, çocuk benmerkezcilikten uzaklaşır ve olaylar hakkında mantıksal olarak düşünebilir. On iki yaş ve üzerinde ise artık soyut konular hakkında mantık yürütebilir, kendi düşüncelerini organize edebilir ve geleceğe yönelik sorunlarla ilgilenir.

Zeka; bir ya da birden fazla kültürde değer bulan bir ürün ortaya koyabilme, hayatta karşılaşılan problemlere etkili çözümler üretebilme ve çözülmesi gereken problemleri tespit etme yeteneği olarak tanımlanmaktadır. Eski anlayışa göre zeka; doğuştan kazanılan, değiştirilemeyen, ölçülebilen, tekil  ve bireyin gelecekteki başarısını tahmin etmek için kullanılan özelliklere sahipti. Ancak yeni anlayışa göre, zeka doğuştan getirilen ama sonradan değiştirilip geliştirilebilen, çoğul ve bireyin sahip olduğu potansiyeli ortaya çıkarıp bu potansiyeli geliştirmek için yeni yollar bulmaya iten özellikler taşır. Howard Gardner tarafından ortaya atılan çoklu zeka teorisine göre, zeka çok boyutludur ve sayısal-sözel becerilerin ötesindedir. Sözel-dil zekası, mantıksal-matematiksel zeka, görsel-uzaysal zeka, müziksel-ritmik zeka, bedensel-kinestetik zeka, sosyal zeka, içsel zeka ve doğacı zeka olmak üzere sekiz farklı zeka alanı tanımlanır. Her birey farklı düzeylerde tüm zeka alanlarına sahiptir ve bu alanlar birbirleriyle uyum içinde çalışırlar.
Geleneksel eğitim sisteminde çocuklar ne yazık ki zeki ve daha az zeki olarak sınıflandırılmaktadır. Başarısız öğrencileri tanımlamak için kullanılan en popüler ifade ise “öğrenme güçlüğü” dür. Fakat, eğitim süreci çocukların yetersizliklerine odaklanmak yerine güçlü oldukları zeka alanları üzerinde yoğunlaşmalıdır. Çünkü her çocuğun iyi öğrendiği bir yol ve yetenekli olduğu bir beceri alanı mutlaka vardır.

Zeka gelişiminde biyolojik etkenler, çocuğun içinde bulunduğu çevresel koşullar (düzenli uyku beslenme ve doğru oyuncak seçimi yapan aile vb.), kültürel özgeçmiş ve bazı deneyimler belirleyici rol oynar. Zeka gelişimi sürecinde anne ve babaya önemli görevler düşmektedir.  Çocukla bol bol oynamak ve konuşmak, onu televizyondan olabildiğince uzak tutmak, ona nesneleri anlatmak önemlidir. Ayrıca çocuğun öğrenme biçimine uygun aktiviteler seçmek, kendi başına yapabileceği şeylerde izin vermek ( yemek yemek, giyinmek vb. ), olumlu davranışlarını ödüllendirmek ve model olmak ( kitap okuyarak, spor yaparak ya da sanatsal aktivitelere katılarak ), çocuğa sanatsal etkinlikler için fırsatlar yaratmak, gezmek, diğer çocuklarla bir arada bulunmasını ve oynamasını sağlamak da zeka gelişiminin sağlıklı ilerlemesine katkıda bulunacaktır.

Dostluk ve Sevgiyle... Psikolog: ESRA ALİOĞLU

>> Çocuklarda Özgüven Gelişimi (Eklenme Tarihi: 06 Nisan 2010)

Özgüven, çocuğun kendisiyle ilgili olumlu düşüncelere sahip olması, kendisiyle gurur duyması anlamına gelir. Aynı zamanda çocuğu sevgi dolu, çevresiyle barışık ve yaratıcı kılar. Çocuğun daha hayatın ilk yıllarından itibaren kendisiyle ilgili olumlu duygu ve düşünceler geliştirmesi ebeveyninin ve öğretmenlerinin tepkileriyle ilişkilidir. Çocuğu sürekli eleştiren, yargılayan, duygu ve düşüncelerini önemsemeyen bir aile çocuğun sessiz, güvensiz ve agresif bir kişilik geliştirmesine sebep olurken; çocuğun düşüncelerini önemseyen, ona değer veren, eleştirmeyen, olumlu yönlerini daima ödüllendiren bir aile çocuğun sağlıklı ve güvenli bir kişilik geliştirmesini sağlar. Gereken düzeyde özgüvene sahip olmak, hayattaki zorluklarla daha kolay baş edebilmeyi mümkün kılar. Özgüven sahibi bireyler;
Öğrenme motivasyonları yüksek
Güçlü ve zayıf yönlerinin farkında olan ve kendini olduğu gibi kabul eden
Hoşgörülü
Başarıyı da başarısızlığı da kendini geliştirmek için fırsat olarak gören
Karar verme ve problem çözme becerileri gelişmiş bireylerdir.

Çocuğun özgüvenini geliştirmek için ailenin yapabilecekleri;
Koşulsuz sevgi göstermek
Aşırı korumacı tutum sergilememek, çocuğun yapabileceği şeyleri kendisinin yapmasına izin vermek
Sürekli eleştirici bir tutum sergilememek
Başkalarıyla kıyaslamamak
Her konuda çabasını takdir etmek, olumlu yönlerini görmek ve bunu çocuğa söylemek
Duygu ve düşüncelerini önemsemek
Hataları büyütmemek
Büyük beklentiler içinde olmamak
Çocuğa özel zaman ayırmak
Özel eşyalarına saygı göstermek
Sadece sözlerle değil davranışlarla da çocuğa sevildiğini göstermek
Seçme hakkı tanımak ve seçimlerine saygı duymak
Aile içinde tutarlı ve dengeli olmak, çocuğa çelişkili mesajlar vermemektir.

Özgüven yetersizliğinde, mükemmeliyetçi ve koruyucu anne-baba tutumları ile çevresel etkenler rol oynayabilir. Özgüveni eksik birey; sorumluluk almaktan çekinir ve yeteneklerinin farkında değildir. Reddedilme korkusu yaşadığından sürekli kendini kanıtlama çabası içinde olur. Bu durum aynı zamanda bireyin diğer insanlarla sağlıklı ilişkiler kurmasını da engeller.

Özgüven eksikliği kadar aşırı özgüven de bireyin yaşamını zorlaştırır. Ebeveynin yüksek beklentileri ve abartılmış övgünün sonucunda ortaya çıkan aşırı özgüven, bireyin kendini her konuda yeterli görmesine neden olur. Bu da beraberinde yanlış kararları, sağlıksız ilişkileri getirir.

 

Dostluk ve Sevgiyle... Psikolog: ESRA ALİOĞLU

>> Çocuk Eğitiminde En Keyifli Araç: Oyun (Eklenme Tarihi: 02 Mart 2010)

Geçmişe baktığımızda hepimizin gülümseyerek hatırladığı zamanlardır çocukluk yılları. Ama bizi gülümseten, oynadığımız neşeli oyunlar ve oyun arkadaşlarımızdır aslında. Oyunlar, çocukluk yıllarında eğlenmek ve enerjiyi boşaltmak adına yapılan ama gelişimimize ve eğitimimize çok önemli katkılar sağlayarak bizi büyüten eylemlerdir.
Çocuk, belki de hiç kimseden öğrenemeyeceği şeyleri oyun sırasında edindiği deneyimlerle öğrenir. Farklı oyuncaklar ile oynanan farklı oyunlar çocuğun bilişsel gelişimine de önemli katkılar sağlar. Çocuğun hem kendi başına hem de arkadaşlarıyla kurduğu oyunlar zaman ve mekanda organizasyon, algılama, el-göz koordinasyonu sağlama  ve dikkat yoğunlaştırma becerilerini geliştirir. Bu becerilerin gelişiminin yanı sıra bazı kavramları, kendini kontrol etmeyi ve sıra beklemeyi öğrenir.
Rol almayı gerektiren dramatik oyunlarda ise çocuk, sosyal ve duygusal gelişimini hızlandırma fırsatını yakalar. Aynı zamanda günlük yaşamda karşılaştığı mutluluk ya da stres verici durumları canlandırarak duygusal enerjisini boşaltır. Örneğin; okulda bir arkadaşıyla yaşadığı sorunu evde oynadığın oyun sırasında canlandırabilir. Böylece, hem o soruna oyunda kendince bir çözüm bulmuş olur hem de duygusal bir rahatlama sağlar. Ebeveyne de oyun yoluyla okulda yaşadıkları hakkında bilgi vermiş olur. Bu yüzden, oyunun aynı zamanda tedavi edici bir işlevi olduğunu söyleyebiliriz.
İki-üç yaşa kadar çocuk yalnız başına oynamak isteyebilir. Daha sonraları yalnız oynanan oyunların yerini grup oyunları alır. Gerçek anlamda paylaşma davranışı da ancak; üç yaşından sonra oyun ve oyuncaklar yardımıyla kazanılır.
Yetişkin gözüyle sadece eğlence amaçlı görünebilen serbest oyun saatleri; eğitimcilere ve ebeveynlere çocuğun kişilik gelişimi, hayal dünyası, yaratıcılığı, risk alma, iletişim ve problem çözme becerileri hakkında fikir verir. Çünkü her oyun yaratıcı bir eylemdir. Yetişkinin yapabileceği en iyi şey, iyi bir gözlemci olmak ve oyuna katılmaktır.
Son yıllarda okul öncesi eğitimin daha da önem kazanmasıyla akademik çalışmaların da ön plana çıktığını görmekteyiz. Kimi zaman dans, müzik, spor etkinlikleri ve masa başında kağıt üzerinde yapılan kavram ve bilişsel çalışmalardan serbest oyuna vakit kalmamaktadır neredeyse. Zaman zaman anne-babalar bile çocukların oyundan tasarruf edip daha fazla derse ve etkinliğe katılmalarını tercih edebilmektedir. Bu tür sanat ve spor aktivitelerinin çocuk gelişimine büyük katkılar sağladığı bir gerçek. Ancak; oyundan alınan dakikalar çocuğun bu etkinliklerden sıkılmasına neden olabilir. Çocukluğumuzda bizi mutlu eden ve büyüten eylemlerin oyunlarımız olduğunu hatırlayıp çocuklarımıza oyun için zaman yaratalım.
Tüm günlerinizin oyun tadında geçmesi dileğiyle…

 

Dostluk ve Sevgiyle... Psikolog: ESRA ALİOĞLU

>> Çocuklarla İletişim Önerileri (Eklenme Tarihi: 22 Ocak 2010)

İletişim duygu, düşünce ve bilgilerin farklı şekillerde aktarılmasıdır. İnsanlar arası iletişim ise, bireylerin birbirlerine bilinçli ya da bilinçsiz iletmek istedikleri duygu ve düşüncelerini aktardıkları süreç olarak tanımlanabilir. Biz  yetişkinlerin ilişkilerinde olduğu kadar çocuklarla ilişkide de iletişim türünün ilişkiyi belirleyici rolü vardır. Hitap şekli, beden dilinin kullanımı, empati yeteneği gibi unsurlar, ilişkilerimizin olumlu ya da olumsuz gelişmesinde etkili olur. Özellikle çocuklarla ilişkide, aslında çok iyi bildiğimiz ama genellikle unuttuğumuz bazı noktaları hatırlamakta yarar var.

  1. Çocukla konuşmak için uygun zamanları fark etmeye çalışalım ve bu zaman dilimini kaçırmayalım ( yatma saati, yemekten önce ya da arabada ).
  2. Çocuklar, yaşamlarında olup bitenlerle ilgili olduğumuzu bilirler. Bu konular hakkında onlarla sohbet edelim.
  3. Her hafta çocukla yapılabilecek bire bir etkinlikler için zaman yaratalım. Ve en önemlisi bu zaman diliminde başka şeyler programlamaktan kaçınalım.
  4. Onun herhangi bir soruyla başlattığı konuşmada, kendi düşüncelerimizi onunla paylaşalım.
  5. Kendisini ilgilendiren bir konu hakkında konuşurken, o an yaptığımız şeye ara verip onu dinleyelim.
  6. Bazen dinlemek zor olsa da bakış açılarını anlamaya çalışalım ve fikrimizi söylemeden önce sabırla bitirmelerini bekleyelim.
  7. Onu, doğru anlayıp anlamadığımızı garantilemek için duyduklarımızı tekrar edelim.
  8. Bazen kızgın ya da savunucu bir tutum içinde olabiliriz ancak, güçlü tepkilerimizi yumuşatmaya özen gösterelim.
  9. Onunla aynı fikirde olmadığımız zamanlarda, düşüncelerimizi onu kötülemeden ve sert bir şekilde eleştirmeden dile getirelim.
  10. Bizimle konuşurken onun duygularına odaklanalım.
  11. İstek ve ihtiyaçlarının neler olduğunu soralım. İstek ve ihtiyaçları bazen sadece bir tavsiye, ilgi ya da bir problemin çözümü için yardım olabileceği gibi sadece dinlemek de olabilir.
  12. Çocuklar taklit yoluyla öğrenir. Duygularıyla nasıl baş edeceğini, problemlerini nasıl çözeceğini çoğunlukla ebeveynin davranışlarını izleyerek öğrenmeye çalışır.
  13. Olumsuz eleştirme, korkutma, incitici sözler söylemenin sadece aramızdaki ilişkiyi bozmakla kalmayacağını, onun kişilik gelişimini de etkileyeceğini unutmayalım.
  14. Sağlıklı iletişimin anahtarı dinlemek ve konuşmaktır. Ancak, bazı ebeveynlerin çok çalışıyor olması, çocuk sayısının fazla olması ya da aile içi sorunların var olması durumunda iletişimde zorluklar yaşanabilir.  Çabalamamıza rağmen problemler uzun süre devam ediyorsa bir uzman yardımı gerekebilir.

Daima sağlıklı iletişim kurabilmeniz ve neşeli günler geçirmeniz dileğiyle…

 

Dostluk ve Sevgiyle... Psikolog: ESRA ALİOĞLU

>> Hayattaki Önemli İlk Adımlardan Biri Üzerine (Eklenme Tarihi: 4 Mayıs 2009)

Hayatımızın her döneminde o döneme özel başlangıçlar, ilk adımlar vardır. Çocuğun hayatındaki en önemli ilk adımlardan biri de okula başlamaktır. Okul çağı, okul öncesi dönemin bittiği, zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal anlamda farklı bir sürecin başladığı dönemdir. Çocuk, kimliğini keşfeder ve olaylar arasında bağlantı kurarak olayları şekillendirmeye çalışır. Gerçek anlamda soyut düşünme başlamasa da sezgisel düşünce yerini matematik sembolleri, mantık ilkeleri ve soyut kavramları anlama faaliyetine bırakır.
            Çocuk bu dönemde kuralları daha iyi anlar ve neden önemli olduklarını bilir. Çünkü önceden hayatın kurallarına ilişkin bilgisi vardır. Aynı zamanda kendi kimliğini oluşturmaya çalıştığından ailenin baskıcı olamayıp destekleyici davranması çocuğun kendini değerli hissetmesini sağlar. Çocuğun olumlu ya da olumsuz benlik algısı geliştirmesi ebeveynlerin verdiği geribildirimlere bağlıdır.
            Okula başlamak için okul görevlerini yerine getirebilmeyi sağlayan temel becerilerin gelişmesi ve yeterli olgunluğa erişmesi önemlidir. El-göz koordinasyonunun gelişmesi, görsel ve işitsel ayrımsallaştırma yapabilme, belli bir süre yerinde oturup dikkatini sürdürebilme gibi becerilerin yeterli olgunlukta olması gerekir. Tüm bunların yanı sıra sosyal ve duygusal olarak da okula hazır oluşu öğrenme üzerinde etkili olacaktır. Okulda öğretmeni ve arkadaşlarıyla olumlu ilişkiler kurması ve verilen sorumluluklar yerine getirebilmesi buna örnek olarak verilebilir.
            Ebeveynlerin çocuk okula başlarken en çok endişelendikleri konu da ödevler ve çocuğun ders çalışma alışkanlığını kazanmasıyla ilgilidir. Ödevler çocuğa disiplin kazandırır ve sorumluluk bilincinin yerleşmesine yardımcı olur. Ancak ödevler hem içerik hem de miktar olarak okul çağı çocuğuna uygun olmalıdır.
            Anne ve babalar çocuklara ödevlerinde;

  1. Gerekli fiziksel mekanı hazırlayarak ( ona bir oda ya da çalışma köşesi ayırmak vb.)
  2. Ödevlerin yapılması için bir saat belirleyerek
  3. Ödeve başlamadan önce dinlenmesine izin vererek ( yemek yemek, biraz sohbet etmek vb.)
  4. Çok zorlandığında küçük molalar vererek
  5. Çalışmalarını kontrol ederek
  6. En önemlisi baskı yapmayıp destekleyerek yardımcı olabilirler.

Çocuk okula başladıktan sonra ebeveynin çocukla ilişkisinin ders üzerinden yürümesi ardaki iletişimi olumsuz yönde etkileyecektir. Çünkü çocuğun ders dışında, anne ve babasıyla paylaşmak istediği küçük gezilere gitmek, oyun oynamak, sinemaya gidip bir film izlemek gibi keyifli etkinlikler vardır. Tamamen derslere ve okul başarısına odaklanmak, çocukla birlikte oturup ödevini yapmasını izlemek ya da onun yerine ödevin tamamını yapmak iletişimi olumsuz etkilemekle kalmaz, çocuğun sorumluluk bilinci kazanmasını da engeller. Bunun yerine ödeve başlarken yanına oturup daha sonra kalkmak ve ihtiyacı olduğunda yardım isteyebileceğini söylemek yapılabilecek en doğru şeydir.
Çocuklar her zaman ödevlerinin tamamını yapmak istemez ya da çabuk bitirmek için acele eder ve hatalar yapabilir. Bu durumda ödevini hatalı ve eksik olarak götürmesine, yaptığı yanlışların da sorumluluğunu almak adına bunu öğretmeniyle birlikte halletmesine izin vermek gerekir.
Tüm çocukların okul yaşamına güzel bir başlangıç yapması dileğiyle…

 

Dostluk ve Sevgiyle... Psikolog: ESRA ALİOĞLU

>> Okul Öncesi Dönemde Bilgisayar Kullanımı (Eklenme Tarihi: 31 Mart 2009)

Çağımızın en önemli buluşlarından biri olan bilgisayar, zamanla hayatımızın vazgeçilmezleri arasındaki yerini almıştır. İletişimden bilgi edinmeye, eğlenceden işlerin yürütülmesine kadar neredeyse her alanda kullandığımız bilgisayarın çocuk eğitiminde de yeri ve önemi büyüktür.
            Bilgisayar ölçülü kullanıldığında çocuğun eğitiminde ve gelişiminde olumlu etkileri olan bir araçtır. Çocuğun bilgisayara bakışında sosyo-kültürel farklılıklar, cinsiyet farklılıkları, ailenin bilgisayara bakış açısı gibi etmenler rol oynamaktadır ancak; yapılan araştırmalar bilgisayarın çocuklar tarafından çoğunlukla oyun aracı olarak algılandığını göstermektedir. Bundan dolayı hem eğitimcilerin hem de ailelerin özellikle gelişim alanlarını destekleyen ve kavram bilgisini zenginleştiren yazılımları tercih etmeleri gerekmektedir.
Okul öncesi dönemde bilgisayar ve bilgisayar oyunlarının doğru kullanımı;

  • Çocukların el-göz koordinasyonlarının gelişimine
  • Problem çözme ve dikkat yoğunlaştırma becerilerinin gelişimine
  • Kavram bilgisinin zenginleşmesine
  • Muhakeme etme yeteneğinin ve görsel algısının gelişimine olumlu katkılar sağlamaktadır.

Bilgisayarın ve bilgisayar oyunlarının tüm bu olumlu etkilerinin yanı sıra, çok uzun süre ve yanlış kullanımı çocukların gelişiminde olumsuz etkilere de sebep olmaktadır.

  • Çocuğun gerçek anlamdaki oyun faaliyetlerinin engellenmesi
  • Sosyal gelişiminin duraklaması
  • Göz rahatsızlıkları, duruşta ve iskelet yapısında bozulma gibi fiziksel problemlerin gelişmesi
  • Özellikle şiddet içeren oyunların çocuğa şiddeti öğretmesi ve özendirmesi bilgisayarın olumsuz etkileri arasında sayılabilir.

Bilgisayar ve bilgisayar oyunlarının kullanımında ailelere düşen görevler;

  • Çocuğun gelişim alanlarını destekleyen yazılımları seçmek
  • Özellikle internette çocuklarla girebilecekleri ortamları önceden araştırmak
  • Şiddet içeren oyunların olduğu siteleri şifrelendirmek
  • Bilgisayar kullanma süresini çocuğun insiyatifine bırakmayıp süre belirlemek ancak; bunu yaparken cezalandırma yoluna gitmemek olarak sıralanabilir.

Tüm bunların yanında çocuğa bir örnek oluşturmak da çok önemlidir. Vaktinin büyük çoğunluğunu bilgisayar başında geçiren ebeveyn çocuk için iyi bir örnek oluşturmayacaktır kuşkusuz. Eğitim ve sosyalleşmenin ilk adımları ailede atılır. Çocuğun hem ailesiyle hem de yaşıtlarıyla vakit geçirmesi, oyun oynaması sosyal gelişimin vazgeçilmez parçasıdır.
Özellikle bilgisayar dışında çocuğun yaşıtlarıyla oynadığı gerçek oyunlar ona;

  • sorumluluk almayı
  • kurallara uymayı ve  paylaşmayı
  • işbirliği yapmayı
  • girişimci olmayı
  • problem çözmeyi öğrettiği gibi farklı deneyimler kazandırıp sağlıklı bir özgüven gelişimi de sağlar.

Bilgisayar her ne kadar hayatımızın çeşitli alanlarına yayılsa da yüz yüze iletişimin yerini hiç  bir zaman alamaz ve almamalıdır da.

Dostluk ve Sevgiyle... Psikolog: ESRA ALİOĞLU

>> Çocukluk Çağında Uyku Düzeni (Eklenme Tarihi: 26 Şubat 2009)

Uyku, beynimizde bir sistem tarafından düzenlenen, dolaşım ve sindirim gibi birçok sistemin aktivitesini azalttığı bir dinlenme hali olarak tanımlanır ve hepimiz için fizyolojik bir ihtiyaçtır. Uyku süreleri yaşlara göre belli standartlara sahip olmakla birlikte her birey için farklılık gösterebilir. Okul öncesi dönemdeki çocuklar için bu süre 10-12 saat arasındadır ancak; her çocuk kendi gelişim hızına ve ihtiyacına uygun sürelerde uyur. Birçok temel alışkanlık gibi düzenli bir uyku alışkanlığının da okul öncesi dönemde kazanılması önemlidir. Bazı durumlarda uyku da beslenme alışkanlığı gibi yanlış şekillerde yerleşmiş olabilir.

Çocuklarda genellikle çok geç saatlerde uyumak, uyumak için anne-babanın da yatmasını beklemek, gece uyanıp sık sık anne ya da babayı çağırmak, anne ve babayla birlikte uyumak gibi farklı alışkanlıklar yerleşmiştir. Arzu edilen, çocuğun doğduğu andan itibaren kendi odasında uyumasıdır. Fakat; belirtildiği gibi farklı durumlar söz konusu olduğunda ailenin çocuğa düzenli bir uyku alışkanlığı kazanması için yardımcı olması gerekmektedir.

Anne ve babalar; her çocuğun ihtiyaç duyduğu kadar uyuduğunu ve günlük yaşamdaki birtakım sorunların uykuyu etkilediğini göz önünde bulundurmalıdırlar. Çocuğun odasını birlikte hazırlamak, onun rahat edebileceği şekilde düzenlemek, çocuğa diş fırçalama, el-yüz yıkama ve pijamalarını giyme gibi uyku öncesi hazırlıkta fırsat vermek bu süreci kolaylaştıracaktır. Aynı zamanda, uyumadan önce çocuğun sütünü içmesi, anne ya da babanın çocuğa masal okuması daha sonra öperek iyi geceler dilemesi de etkili olacaktır. Buna rağmen birçok çocuk gece uyanıp anne-babanın yanına gelebilir. Bu durumda çocuğu odasına geri götürmek ve her seferinde bunu yapmak önemlidir. Korku ya da korkulu düş görmek çocukların sık uyanma sebeplerinden biridir. Özellikle 5-6 yaş civarında hayaletler, canavarlar gibi hayal ürünü varlıklar çocukların zihnini meşgul eder ve hala somut düşünce basamağında oldukları için onları gerçek ve korkutucu varlıklar olarak algılamaya devam ederler. Çocuğun korkarak uyandığı durumlarda ışığı yakıp evi gezerek bir tehlike olmadığını göstermek ve gece boyunca hafif bir ışığın açık bulundurmak rahat uyumasına yardımcı olabilir.
Buna rağmen uykuya çok zor geçmek, sık uyanmak ya da korkulu düş görmek mümkündür. Böyle durumlarda çocukğun aileyle ilşkisi ve birlikte geçirdikleri zamanların niteliği düşünülmelidir. Akşamları sadece çocuğa ayrılmış bir zaman dilimini birlikte geçirmek, onunla oyun oynamak çocuğun anne-babaya duyduğu özlemi gidermesini ve daha rahat uyumasını sağlayacaktır.

Ender de olsa gece terörü denilen bir uyku sorunu yaşanabilir. Uyku terörü sırasında çocuk bağırır ve anlamsız sesler çıkarır, gözleri açık olmasına rağmen tam olarak uyanık değildir ve uyandğında ise hiç birşey hatırlamaz. Birçok çocuk bunu hayatında bir ya da birkaç kez yaşayabilir. Ebevyn çocuğu sakinleştirmeye çalışmalı ama uyanması için ısrar etmemelidir. Genellikle geçici olmasına rağmen süreklilik gösterdiğinde bir uzman yardımı gerekebilir.

Son olarak; uyku düzeninin oluşturulmasında özellikle birlikte uyumak konusunda ebevynler dikkatli olmalıdır. Çünkü çocukla birlikte uyumak bazen tamamen ebeveynin ihtiyacı olabilmektedir. Ebeveynlerin kendi ihtiyaçlarını çocuğun ihtiyaçlarından ayırmak için biraz kendilerine odaklanmalarında fayda vardır.

Dostluk ve Sevgiyle... Psikolog: ESRA ALİOĞLU

>> Çocukluk Çağında Beslenme Problemleri (Eklenme Tarihi: 9 Şubat 2009)

Beslenme, yaşamın devam etmesi için fizyolojik bir ihtiyaç olmasının yanı sıra; güzel sofraların hazırlanması, farklı lezzetlerin yaratılması  ve bu lezzetlerin diğer insanlarla paylaşılması yönüyle de sosyal bir eylemdir. Ayrıca, çocukluk çağında kazanılan birçok temel alışkanlıktan biri olan beslenme alışkanlığı, çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişimi açısından da büyük önem taşır.
            Çocukluk çağında ebeveynleri en çok zor durumda bırakan problemler çocuğun yemek yemeyi reddetmesi, az yemesi, yemek seçmesi ve düzensiz aralıklarla beslenmesidir. Bunun yanı sıra aşırı yemek yemeye bağlı kilo alımı veya yemek yemeyi reddetmenin patolojik boyutlarına da rastlanabilir ki bunlar tıbbi değerlendirme ve tedavi gerektiren durumlardır.
            Çocukların davranışlarının çoğu anne ve babaların tepkisiyle şekillenir. Tepkiyle karşılaşılan her davranış negatif yönde kullanılır çocuk tarafından. Yemek yeme davranışı da bunların başında gelir. Çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişimi için kaygılanan anne ve babalar tamamen çocuğun sevdiği yemeklerden oluşan bir mönü hazırlamak, elinde kaşıkla gezerek zorla ya da televizyon karşısında yemek yedirmek gibi yöntemlere başvururlar. Fakat tüm bu çabalara rağmen istenilen sonuç alınamaz. Tamamen doğal bir ihtiyacın zorla giderilmeye çalışılması; çocuğun bunu ebeveyne karşı bir savaş aracı olarak kullanmasına ve arada iletişim bozukluğunun gelişmesine neden olabilir. Yemek konusunda baskının ötesinde şiddet uygulanması çocuğun özgüven gelişimini olumsuz etkiler ve anne babaya yönelik öfke gelişir. Çocukluk döneminde sağlıklı beslenme alışkanlığı edinemeyen çocuklarda, yaşamın ileriki dönemlerinde yeme bozukluklarının görülmesi yüksek bir olasılıktır.
            Hem fizyolojik hem de sosyal yönü olan beslenme alışkanlığı çocuğa keyfili bir ortam sağlayarak kazandırılmalıdır. Yemek saati tüm aile bireylerinin birlikte olduğu, sohbet edip keyifli vakit geçirdikleri bir zaman dilimi olmalıdır. Konuşmak için özellikle çocuğu da ilgilendirebilecek konuların seçilmesi çocuğun sohbete katılmasını kolaylaştıracaktır.
            Anne ve babaları endişelendiren en önemli konulardan biri de çocuğun az yemek yemesidir. Ancak burada göz önünde bulundurulması gereken bir nokta vardır. Her yetişkinin olduğu gibi her çocuğun da fizyolojik ihtiyaçları farklıdır ve ihtiyacı olduğu kadar yemek yiyebilir. Bu yüzden porsiyonların çocuğun bitirebileceği kadar hazırlanması, seçeneklerin sınırlı tutulması ve bunlardan bazılarını seçmesine izin verilmesi önemlidir. Gün içinde farklı besinlerle ihtiyacı olan vitaminleri zaten alacaktır.
            Sofraya oturmamak için direnmek, televizyon karşısında ya da evin herhangi bir köşesinde yemek istemek çocuklarda sık rastlanan bir durumdur. Fakat daha önce de belirtildiği gibi yeme davranışı da çocukların diğer davranışları gibi ebeveynin tepkisiyle şekillenir. Anne ve babanın tavrı bu konuda net olmalıdır. Sadece yemeğini bitirsin diye televizyon karşısında ya da ebeveynin yardımıyla yedirilen çocuk bunu zamanla alışkanlığa dönüştürecektir. Peki bu sorunun çözümü nedir? Kesinlikle baskı yapmak değil. Baskı yapmak yalnızca çocukla ebeveyn arasındaki iletişimin bozulmasına ve yemek saatlerinin savaşa dönüşmesine sebep olur. Sofrada kalma süresini belirlemek ve bu süre bittiğinde çocuğun yemeği bitse de bitmese de tabağı kaldırmak yapılması gerekenlerden biridir. Sofrada herkesin sadece 25-30 dk. kalabileceği ve sonra sofranın toplanacağı çocuğa açık bir şekilde söylenmelidir.  Ayrıca; çocuk sofra kurallarına uyduğunda , sorun çıkarmayıp nazik davrandığında, çatal ve kaşık kullanarak kendisi yediğinde mutlaka sözel olarak ödüllendirilmelidir. Olumlu davranışın bu şekilde pekiştirilmesi kalıcı olmasını sağlayacaktır.
İlk zamanlarda duygusal olarak zorlayıcı gelebilir ama; ebeveyn kararlı olduğu sürece beslenme çözülemeyen bir problem olarak kalmayacaktır.

Dostluk ve Sevgiyle... Psikolog: ESRA ALİOĞLU

>> Otoriter Olmak Cezalandırıcı Olmak Mıdır? (Eklenme Tarihi: 12 Ocak 2009)

Çocukluk çağı; neşeli oyunların oynandığı, istek ve arzuların ertelenemediği, egosantrik bakış açısının hakim olduğu, yaramazlıkların çokça yapıldığı bir dönemdir insan hayatında. Aynı zamanda hem öğrenmenin, hem de bilişsel ve davranışsal gelişimin hızlı olması açısından kritik bir zaman dilimidir. Hayatın bu önemli diliminde üç unsur çok önemlidir: Anne, baba ve eğitimci. Bir anlamda çocuk ruh sağlığının mimarları.
Çocuk yetiştirirken özellikle aileleri bir takım sıkıntılar bekler. Bu sıkıntılar genellikle çocukta gözlenen yaramazlık ya da davranış problemi olarak adlandırdığımız olumsuz davranışlardır. Çocuk kendini nasıl ifade edeceğini bilemediğinden ya da sıkıntıdan yaramazlık yapabilir. Ancak; birçok durumda yaramazlığın ya da olumsuz davranışların nedenleri her çocuk ve aile için farklılık gösterir ve tartışılabilir. Fakat eğitimde ortak olan bir şey vardır: Sevgiye dayalı bir otorite
Otorite çoğumuz tarafından cezalandırıcı olmakla karıştırılmaktadır. Çocuklar üzerinde otoriteyi cezalandırma yoluyla kurabileceğimizi düşünürüz ve ne yazık ki bunun farkında olmayız. Zaman içersinde de cezalandırmanın çocuk üzerinde olumsuz etkiler yarattığını görürüz.
İstenmeyen bir davranışı ortadan kaldırmak için bağırmak ya da vurmaktır cezalandırma. Davranışı geçici olarak ortadan kaldırabilir ama ceza sona erdiğinde davranış yeniden ortaya çıkar. Cezalandırma sadece bir bastırma aracıdır ve yeni bir davranışın öğrenilmesini sağlamaz. Bunu yapmadığı gibi istenmeyen davranışı o an için bastırdığında (işe yaradığında) ebeveynler tarafından kısa vadede güvenilir olarak algılanır ve alışkanlığa dönüşebilir.
Cezalandırmanın çocuklar üzerinde yarattığı olumsuz etkiler de bir diğer gerçektir. Sürekli cezalandırılan çocuk gergin olur. Çocuğun içinde bulunduğu bu duygusal durum öğrenme üzerinde de engelleyici rol oynar ve daha çok hata yapmasına sebep olur. Ayrıca insanlarla ilişkinin acı verici bir deneyim olduğu sonucuna varıp içine kapanık olabilir. Sonuç hem aile hem de çocuk için hayal kırıklığıdır.
Davranışlar her zaman kelimelerden daha fazla şey söyler. Sürekli cezalandıran öfkeli bir ebeveyn çocuğa saldırgan tepkiler vermeyi öğretir. Zaten öfke dolu olan çocuk her şeye ve herkese karşı saldırgan tepkiler veremeye başlar. Zaman içinde çocuğun acıya alışması ve cezalandırmanın istemeden de olsa ( çocuğa olumsuz da olsa bir uyarım verildiği için ) özendirmeye dönüşmesi kaçınılmazdır. Çünkü çocuk uyarım aldığından ilgi çekmek için istenmeyen davranışları tekrar edecektir.
Davranışların değiştirilmesinde en etkili yöntem özendirmedir. Anne, baba ve eğitimciler iyi birer gözlemci olabilirse çocuğun olumsuz davranışlarının yanı sıra olumlu birçok davranışının da olduğunu fark edebilir.
Olumlu davranışlar; övgü içeren ifadeler (bugünkü davranışın beni çok mutlu etti, seninle gurur duydum vb.) ve kucaklama şeklinde sosyal olarak ödüllendirilebildiği gibi çocuğun televizyon izlemesine, oyun oynamasına ya da bisiklete binmesine izin vermek, oyuncak almak şeklinde maddi olarak da ödüllendirilebilir. Bu yaklaşım çocuğu motive eder ve yeni davranışın öğrenilmesini kolaylaştırır. Özendirme, uzun vadede sonuç verir ancak; davranıştaki değişimin kalıcı olmasını sağlar. Fakat etkili olabilmesi için iki önemli noktayı gözden kaçırmamak gerekir. Olumlu her davranışın ertelenmeden ödüllendirilmesi ve bunun sürekli olması.
Sosyal olarak ödüllendirmenin tercih edilmesi; çocukta sürekli maddi bir beklenti yaratması, ebeveynle çocuk arasında daha yakın bir ilişki modelinin oluşması ve çocuğun olumlu bir benlik algısı geliştirebilmesi açısından önemlidir.
Unutmayalım ki; değişim hiçbir zaman tek taraflı gerçekleşmez. Özellikle söz konusu insan olduğunda etkileşim kaçınılmazdır. Bundan dolayı, çocuklarımızda değiştirmek istediğimiz şeyleri düşünürken her zaman kendi duygu ve düşüncelerimize de bakmalıyız. Çünkü birlikte değişip büyüyoruz.

Dostluk ve Sevgiyle... Psikolog: ESRA ALİOĞLU

>> Aile İçi Eğitim - Evimizdeki Küçük Misafir?! (Eklenme Tarihi: 5 Aralık 2008)

Büyümek ve öğrenmek hiç bitmeyen bir süreçtir. Keyifli olduğu kadar zordur da. Hayata adım attığımız ilk andan itibaren dünyaya dair birçok şey öğrenmeye başlarız. İçimizde olup bitenle ilgileniriz önce: Sevinç, öfke, şaşkınlık, korku, kıskançlık gibi duygularımızla. Bunları adlandıramayız henüz küçük bir çocukken, bildiğimiz kelimeler yetmez çünkü. Bu duygularımızdan biri de, genellikle ailemize bir kardeşin katılmasıyla tanıştığımız, kıskançlıktır. Kardeş bazen büyük bir sevinç ve heyecanla beklenir, bazen de tuhaf bir korkuyla. Ama beklentiler nasıl olursa olsun küçük misafir eve geldiğinde hissedilen şey bütün çocuklar için aynıdır. Evin tek çocuğu iken, tüm ilgi ve sevgiyi hiç kimseyle paylaşmamışken daha çok ilgiye ve sevgiye ihtiyacı olan küçük kardeşin aileye katılması hoşnutsuzluk yaratır. Büyük çocuk sahip olduklarını kaybetme korkusu yaşar.

Kardeş olduktan sonra büyük çocuklarda; hırçınlık, birçok şeyi ağlayarak isteme, yeniden emeklemeye başlama, meme ya da biberon isteme, alt ıslatma gibi gerileme davranışları gözlenmekle birlikte; “Bu bebeği istemiyorum, hastaneye geri dönsün” gibi söylemler de sıklıkla duyulabilir. Bu durum genellikle ebeveynlerin paniğe kapılmasına neden olur. Bu noktada, kıskançlığın hepimizin hissettiği birçok duygudan biri olduğunu ve her ne kadar abla ya da abi olsa da büyük çocuğun da sadece bir çocuk olduğunu hatırlamak gerekir. Kıskanabileceğini de. Bazen kıskançlık büyük çocuk tarafından maskelenebilir. Kardeşine abartılı sevgi gösterilerinde bulunabilir. Ama içindeki duygu tüm ilk çocukların hissettiği ile aynıdır.

Büyük çocuğu yeni rolüne, abla ya da ağabey, hazırlamak ebeveynlerin görevidir. Doğumdan önce bebek için yapılan alışverişlere, bebek odasının düzenlenmesine; doğumdan sonra ise bebeğin bakımına büyük çocuğun dahil edilmesi önemlidir. Bütün bunlar büyük çocuğun kardeşini kabullenmesinde etkili olacaktır. Ancak; bazı durumlarda büyük çocuktan beklentiler fazla olabilir. Daha çok sorumluluk almaları, başarılı ve örnek çocuk olmaları, kardeşleriyle ilgili birçok şeyden sorumlu olmaları beklenebilir. Ama bu yüksek beklentiler son derece engelleyici ve zorlayıcıdır ve ilk çocuk bu gerginlikle başa çıkmakta güçlük yaşar.
Ebeveynler ilk çocukta daha kuralcı ve titiz davranırken ikinci çocukta daha deneyimli olduklarından daha az kuralcı ve kısıtlayıcı olurlar. Tutumlardaki bu farklılık büyük çocuğun gözünden kaçmaz ve kırgınlık yaşamasına neden olur.

Bundan dolayı evdeki kurallar herkes için geçerli olmalı ve sınırlar net olarak belirlenmelidir. Bebek doğduktan sonra da mümkün olduğu kadar büyük çocukla vakit geçirmeli, küçük gezilere çıkmalı ve oyunlar oynanmalıdır. Çünkü yeni doğan bebeğin her ne kadar, daha çok sevgi ve ilgiye ihtiyacı olsa da büyük çocuğun da ebeveynle yoğun bir ilişkiye ihtiyacı vardır.

Ebeveynler için hem yeni bebeğin bakımıyla hem de büyük çocuğun hissettiği kıskançlık duygusuyla baş etmek zordur. Özellikle kıskançlık büyük çocuğu kardeşine zarar verici davranışlar sergilemesine neden olacak kadar şiddetliyse. Bu duygu, ne büyük çocuğu suçlayıcı şekilde yüzüne vurulmalı ne de tamamen yok sayılmalıdır. Ebeveynin eşit tutumuyla kardeşler arasında zamanla uyumlu bir ilişkinin gelişmesi mümkündür. Çünkü o bebek sadece evimize gelen küçük bir misafir olarak kalmayacak, hayatımızın en vazgeçilmez parçası olacaktır.

Sevgiyle…

>> Aile İçi Eğitim - Okul Öncesi Dönemde Aile Katılımının Önemi

Okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması ve verilen eğitimin sürekliliğinin sağlanması için okul-aile işbirliği şarttır.Çocukların büyümesinde,gelişmesinde en büyük sorumluluğu aileler üstlenir.Aileler bu sorumluluğu belli dönemlerde bazı kişi ve kurumlar ile paylaşırlar.Çocukların okula başlamasıyla ise eğitim kurumlarıyla paylaşırlar.

 

Çocuklara sunulan öğrenme ortamları ne kadar iyi ne kadar kaliteli olursa olsun aileler tarafından desteklenmediği sürece istenildiği ölçüde etkili olmamaktadır. Okul öncesi eğitim alanında çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar aile katılımını sağlayan "programlarda yetişen çocukların gelişimindeki olumlu etkinin "kalıcı" olduğunu ortaya koymaktadır."
Okul öncesi eğitimde en iyi yaklaşım,çocuğu birey olarak değil,ailesi ile birlikte ele alan yaklaşımdır Anne ve babalar,katılım etkinlikleri sayesinde çocukları ile nasıl iletişim kuracaklarını,okulda öğrendiklerini nasıl destekleyeceklerini görerek belirlenen hedeflere daha çabuk ulaşılmasına katkıda bulunurlar.

Çocuk gelişimi ve eğitimiyle ilgili tüm soru ve sorunlar okul ve aile işbirliği içerisinde gerçekleştirilir. "Okulumuzda okul öncesi aile katılımı; ailelerin eğitim etkinliklerine katılımı, ev ziyaretleri, evde" yapılabilecek etkinlikler, bireysel görüşmeler, toplantılar, çeşitli formlar ve ev defterleri vasıtasıyla sağlanır.

>> Psikoloji Hizmetlerimiz Ve Rehberlik Çalışmalarımız

* Tüm çocuklara bilişsel eğitim çalışması yapılır.
* Çocuğun gelişim dönemi özellikleri, performansı, davranış ve tutumları, uyum ve aktivitelerini içeren """gelişim dosyası"" öğretmenler tarafından tutulur psikolog tarafından takip edilir ve her iki dönem" sonu velilerimizle paylaşılır.
* Gerekli görülen durumlarda randevu alınarak veli-psikolog-öğretmen görüşmeleri düzenlenir.
* Düzenli olarak eğitim kadromuz ile özel seminerler takip edilir.
* "Kurum içi velilerimize ve ailelere yönelik ""0-6 yaş çocuk ve ergenlik ""konulu eğitim seminerlerimiz" her ay rutin olarak uzman psikolog Alanur Özalp tarafından bünyemizde düzenlenir.
* Her iki ayda bir veli toplantıları yapılır.
* Her hafta sonu gönderilen ev defterleri vasıtasıyla çocuğun okuldaki durumu ile ilgili veliler bilgilendirilir. Psikoloğumuz Nalan Azaklı çocuk ve aile iletişimi ile ilgili her ay farklı bir konu üzerinde velilerimizi bilgilendirmektedir.

Veli eğitimi ile ilgili bazı konu başlıklarımız:
* Adım adım özgüven gelişimi
* Oyuncağın önemi ve çocuğun yaşına göre oyuncak seçimi
* Çocuğun gelişim dönemine uygun öğretici, eğitici, eğlendirici ve ebeveyn-çocuk iletişimini kuvvetlendirecek oyunlar

>> Veli eğitimi: Adım Adım Özgüven Gelişimi

• Çocuğunuzu size bir şey kanıtlamasına gerek olmadan sadece varlığı için sevdiğinizi hissettirin ve söyleyin.
• Yemek yeme, tuvalet temizliği, çantasını toplama, ödevlerini yapma, oyun oynama, zamanını ayarlama v.b. gibi otokontrol gerektiren konularda sadece sözel destek verin ve ona güvendiğinizi söyleyin. Ona ait görevleri sizin yapmanız özgüven gelişimini engeller ve regresyona (kendi yaş özelliklerinden daha küçük yaştaymış gibi davranmaya = gerilemeye) neden olur.
• Ebeveyn modelleri ve çocukla etkileşimleri, çocuğun hem kişilik hem de cinsel kimliğinin gelişiminde rol oynar. Kadın ve erkek figürünü sağlıklı algılayıp, onlarla sağlıklı özdeşleşebilen (kız çocuk anne ile erkek çocuk baba ile) bir çocukta özgüven gelişimi de tam olur.
• Çocuktan başarı beklentisi dozunda olmalıdır. Yaşına, yeteneklerine ve ilgisine hitap eden uğraşılarda çocuk başarılı olur. Çocuğun başarıları sözel olarak ödüllendirilmelidir. Başarılı olma ve takdir edilme duygusu özgüveni geliştirir.
• Fiziksel güç ve sanat yaratıcılığını kullanmak çocuğun psikolojik ve sosyal dengesini geliştirir.
• Her gün aile üyeleri kendi günlük hayatından en çok (özellikle olumlu) etkilendikleri örnekleri verdikten sonra "Peki bugün seni etkileyen en güzel şey neydi?" , “Bugün seni en çok etkileyen oyun – faaliyet – deney vb. neydi?” gibi sorular ile sohbetler başlatılabilir. Bu ve benzeri aile içi sohbetler, kendini – başkalarını – olayları anlamada çok etkili bir süreçtir.
• Çocuğun yaşına uygun olarak ev içinde küçük sorumluluklar verilmesi; ortak kararlarla ilgili (bazı konularda) fikirlerinin sorulması; yani çocuğun aile içinde aktif bir birey olarak yer alması çok önemlidir.
• Anne-Baba çocuğa karşı dürüst, tutarlı, adaletli, hoşgörülü olmalıdır. Çocuğun ilerde sosyal yaşamda insanlara ve olaylara yaklaşımında aile içinde yaşadıkları çok önemlidir.

ÖZGÜVEN GELİŞİMİNİ ENGELLEYEN DAVRANIŞ VE SÖZLER :
• Kardeş, arkadaş ve aile fertlerinden biriyle kıyaslamayın.
• "Aynı şu kişiye benziyorsun.", "Aynı sen de onun gibi davranıyorsun." v.b. sözleri asla söylemeyin.
• "Senin için deli gibi çalışıyorum, sen de …….. yapmaya mecbursun." gibi sözleri asla söylemeyin.
• Aile içinde sözel veya fiziksel şiddete asla yer vermeyin.
Çocuk büyürken aile de onunla birlikte GELİŞİR ve HAYATI YENİDEN DEĞERLENDİRİR. Ailenizle birlikte mutlu bir hayat geçirmenizi diliyorum.
Saygılarımla Nalan Azaklı (Pedagog)
Kitap Önerisi: "İçimizdeki Çocuk" , "İnsan İnsana" , "İnsanı Anlamak" Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu

>> Veli Eğitimi: Oyuncağın önemi ve çocuğun yaşına göre oyuncak seçimi

Oyuncak; çocuğun zihinsel, psikolojik, bedensel ve sosyal gelişimini (sağlıklı bir şekilde) hızlandıran bir oyun aracıdır. Yalnız oyuncak seçiminin doğru yapılması çok önemlidir. Bir çocuğun çeşitli yaşlardaki özellikleri ve buna göre oyuncak seçiminde dikkat edilecek noktalar şunlardır:
Altı aylıktan küçük bir çocuk ses, şekil ve renklere karşı duyarlıdır. Bu dönemde görsel ve işitsel duyulara yönelen hareketli oyuncaklar onun dikkatini çeker ve neşelendirir. Yatağın üzerine asılabilen, sallanınca ses çıkaran renkli objeler ve çıngırak bu dönemin vazgeçilmez oyuncaklarıdır. Oturmaya başladığı yedinci aydan itibaren çocuk uzanabildiği herşeyi yakalamaya, yakaladığı her şeyi de ağzına götürmeye çalışır. En çok hoşlandığı şeyler bir elinden diğerine kolayca geçirebildiği renkli halkalar, avuçlayabildiği plastik küpler, kemirebildiği kauçuk nesneler, hırpalandığı zaman bozulmayan yumuşak bebek ve hayvancıklardır. Tutunarak da olsa ayağa kalkabildiğinde eline geçen şeyleri yere atmaktan zevk aldığından, zıplayan, yere düşünce ses çıkaran oyuncaklar ilgi odağıdır. Boy boy renkli toplar, içiçe geçebilen kutular bu dönemin oyuncaklarıdır.Artık evin içinde rahatça dolaşabilen 1-1,5 yaşlarındaki çocuk, üstüne binip oturabileceği büyük hayvan türü oyuncakları, küçük sandık, sepet ve tabureleri seçerİki yaşında bütünü parçalara ayırmak, kutuyu doldurup boşaltmak, kule ve köprü yapmaktan zevk alan çocuğun ilgisini çeken diğer oyuncaklar arasında mutfak eşyaları, farklı boyutlardaki plastik parçalar, saçları ve elbiseleri olan bebekler ve arabalar yer alır. Sonraki dönemlerde anne babasını taklit etmeye başlayan çocuk için minyatür marangoz ya da mutfak setleri gözde oyuncaklardır. Oda takımları, kova-kürek gibi oyuncaklar da ilgi çekicidir.Üç yaşından sonra üç tekerlekli bisiklet en çok sevilen oyuncak iken, yaratıcılığını keşfetmeye başlayan çocuk tahta blokları ile büyük parçalardan oluşan plastik parçalarla çeşitli şekiller oluşturmaktan büyük zevk alır. Kum, oyun hamuru gibi şekil verebileceği, el becerisini geliştirmek yanında hayallerini gerçekleştirebileceği oyuncaklar bu dönemden sonra en sık oynanan oyuncaklardır.3-5 yaşları arasında fantazi ve keşfetmeye (evcilik, okul oyunları ile bebekler, mutfak ve doktor muayene aletleri), dil gelişimine (renkli tuşları olan piyano, müzik ve öykü kasetleri ile kuklalar gibi) ve aritmetiğe hazırlamaya (resim ve sayı eşleme oyunları; domino, kızma birader ve sayı kartları) yönelik oyuncaklar, bilişsel beceriler ve algısal hareket becerilerini sağlayan (lego, tahta blok vb. oyuncaklar; çok basit ve çok büyük parçalı yap-boz oyunları)6-8 yaşları arasında toplumsal gelişim ve işbirliği ile ilgili (top, seksek, dama, minyatür arabalar), bilişsel beceriler ve algısal hareket becerilerini sağlayan (maketler, basit ve büyük parçalı yap-boz oyunları) ve yaratıcı anlatım oyuncakları (parmak boyası, kağıt hamuru, karakalem-suluboya ya da pastel boyalarla resimler, oyun hamurları, sessiz sinema gibi oyunlar)Bu bilgiler genel bilgilerdir; tabii ki, bireysel farklılıklar olacaktır. Çocuğunuzla haftanın farklı günlerinde ama toplam: iki-üç saat oyun oynamanız çok önemli. Bu zaman dilimi eğlenceli, eğitici ve öğretici olacak; çocuğunuzu ve sizi psikolojik olarak da besleyecektir. Saygılarımla...
Nalan Azaklı (pedagog)

Kaynak: Gazi Üni. Tıp Fak., Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü, Doç. Dr. Selahattin Şenol

>> Veli Eğitimi: Çocuğun gelişim dönemine uygun öğretici, eğitici, eğlendirici ve ebeveyn-çocuk iletişimini kuvvetlendirecek oyunlar

Değerli velimiz, Çocuğunuza ayıracağınız zaman kısıtlı bile olsa çok çok önemli ve değerlidir. Beraber geçirilen zaman özellikle açık alanda yürüyüş, evde bir koltukta oturup sohbet etmek olabilir. Bunların dışında çocuğunuzla oynayacağınız herhangi bir oyun; inanın pek çok yönden etkili olacak ve size de yaşam enerjisi aşılayacaktır. İşte öneriler:

Çocuğunuzun Gelişim Dönemine Uygun; Öğretici – Eğitici - Eğlendirici ve Ebeveyn - Çocuk Iletişimini Kuvvetlendirecek Oyunlar
1,5-2-3 ve 4 yaşlardaki çocuğunuzla oynayabileceğiniz oyunlar: (El-göz koordinasyonu, görsel algı-analiz-sentez, alansal ilişkileri kavrama vb. yetenekleri geliştirir.) Bu yaş çocukları özellikle eşyaların üst üste dizilip, sınıflandırılıp daha sonra da dağılması, yıkılması, düzeninin bir anda bozulması gibi oyunları çok severler. Hem hareket hem macera hem de ses ve görüntüdeki bir anda yaşanan karışıklık ve düzensizlik onlara çok eğlenceli gelir. (Örn: Bir sepete çamaşır katlayıp yerleştirme sonra aniden sepetin içindekileri havaya doğru atma. Yerlere saçılan çamaşırları toplama; tahta blokları üst üste dizip sonra yıkma vb.

Örn: Evdeki bütün sakladığınız parfüm şişeleri (kapağı büyük olmalı), kavanoz, saklama kaplarını alıp bir masanın üzerine dizin. Çocuğunuza “Haydi, benzer olanları sıralayalım” diye söyleyin (büyük-küçük, geniş-dar, renkler vb. alansal ilişkiler). Sonra benzer nesnelerden kaç tane var, beraberce sayın. Daha sonra “Haydi, şimdi de kapaklarını çıkarıp, yerlerini karıştıralım; bakalım sonra eşlerini bulabilecek miyiz?” diye, heveslendirici bir yönerge verip, oyuna başlayın. (diğer yaş grupları için de faydalıdır)

Sözel algı – analiz – dikkat - hafızayı geliştiren oyunlar: Kelimenin son harfi ile kelime türetme, sözlü olarak isim-şehir oyunu (“......” harfi ile başlayan hayvanları, eşyaları, oyuncak çeşitlerini, çizgi film kahramanlarını söyleyelim), nesi var vb. (4,5 – 5 - 6 yaş) Yarışmanın eğlenceli yönünü algılama, kaybetme-kazanma duygularına aşina olmayı, dikkat-sabır-koordinasyon-parmak kaslarının gelişimi sağlayan oyunlar: eşini bul vb. (3-4-5-6 yaş); mikado, jenga, kızma birader vb. (4,5 –5-6 yaş) masa oyunları.Beden algısını, alansal ilişkiler, sayı vb. kavramları geliştiren oyunlar: seksek, endetura-1-2-3, yakalamaca, don-ateş, elim sende, kukalı saklambaç, istop, ip atlama, lastik, körebe vb. ; voleybol, basketbol, masa tenisi (Bu oyunları evde ya da bahçede çok pratik bir düzenek oluşturarak da oynayabilirsiniz.) (basitten zora doğru öğretilerek-oynanarak 3-4-5-6 yaş)

>> Veli Eğitimi: İlk çocukluktan üniversiteye uzanan süreçte; çocuğunuzun zihinsel-psikolojik-sosyal gelişimini desteklemek ve çoğaltmak için günlük hayatta yapabilecekleriniz:

1- Katıksız-beklentisiz-ön koşul olmadan sadece ‘sizin çocuğunuz olduğu ve onun varlığı için’ sevgi-saygı-ilgi gösterdiğinizi ve ona güvendiğinizi sözel olarak ve davranışlarınızla belli edin. Hiç ama hiç kimse ile kıyaslamayın.
2- Zamanı dengeli olarak değerlendirmeyi ‘ona örnek olarak’ öğretin. Çocuğunuzun hobilerini destekleyin ve özendirin.
3- Çocuğunuzla birlikte bir konuda karar verirken başka seçeneklerin olup olmadığı konusunda onu düşünmeye özendirin. Olaylara farklı bakış açılarından bakmasını sağlayın. Bazen olaylara size göre daha objektif bakabilen çocuğunuzun, düşüncelerine saygı gösterin. Hatta mümkünse zaman zaman onun düşünce ve kararlarını uygulayın ama “sorumluluğu birlikte paylaşıyoruz” demeyi de ihmal etmeyin.
4- Aile içinde çocuğunuzun hak ve sorumluluklarını belirgin hale getirin. Aile, toplumun küçük bir parçası olduğu için aile içindeki sistem, çocuğunuzun olaylara ve toplum içindeki tüm sistemlere daha gerçekçi bakmasını sağlayacak; mantık yürütme ve muhakeme yapabilme becerisini geliştirecektir.
5- Çocuğunuzun, aile çevresi dışında da olumlu model olabilecek kişilerle zaman geçirmesini sağlayın.
6- TV ve sinemada içeriği zengin, izleyiciye (gerçekten) bir şeyler katabilen, değerleri yok etmeyen program ve filmleri tercih edin. (Mutlaka birlikte seyredin ve çocuğunuzun bunlar hakkındaki duygu ve düşüncelerini paylaşmasına ortam hazırlayın.)
7- Evinizde çok sayıda kitap, dergi, gazete; bir yerküre, dünya ve hatta uzay haritası bulundurun. Bunları incelemek için her gün belirli bir zaman ayırın (çocuğunuzun gelişimine göre bu süreyi artırın).
8- Çocuğunuzun ülkemizle ilgili temel bilgilerini geliştirin. Tarihi ve tabiat harikası yerleri gezin ve bu yerlerle ilgili yazılmış dergi, kitap, broşürleri inceleyin.
9- Ev içinde bir tamirat fizik; market alış verişi kimya; haftalık harçlık matematik; konuşurken dil bilgisi ve Türkçe’ye hakim olma; aile büyüklerinin anıları tarih; tabiat ve çevre gezileri ise coğrafya bilgilerini somutlaştırır ve kalıcı kılar.
Dilerim hepinizin-hepimizin çocukları huzur - psikolojik sağlık ve başarıyı elde edebilen birer yetişkin olurlar. Saygılarımla... Nalan Azaklı (pedagog-rehber ps.danışman)

Ana Sayfa |  Bize Ulaşın
Emir Anaokulu; M.E.B. onaylı, Avrupa standartlarında okul öncesi egitim hizmeti sunmaktadır.
www.havanikoru.org.tr
M.E.B.